23 Temmuz 2009 Perşembe

.

Geçen perşembe cinlerim tepemde -güneş tutulması vardı ya ondan- tünelde şahane bir mekanda arkadaşlarımın çaldıkları bir geceye katılmak zorunda kaldım, ne zaman zorunda kalsam verdiğim tepkiyi verip kaçmaya çalıştım ama ne mümkün..

Baktım olmuyor "Benim acilen Robinson'a uğramam lazım sipariş ettiğim kitaplar gelmiştir ay ay ay aman unutmıyim!" diyerek kısa süreliğine kaçmayı başardım. Gittim baktım kitap mitap gelmemiş, eteklerim tutuşmaya başladı tabii. Aradım pek bir bayıldığım arkadaşımı "çabuk söyle ne okuyim ben aklımda hiç bişey yok!" diye ağladım şunu okudun mu bunu okudun mu diye bir sürü öneride bulunup başarısız olunca çaat diye; Nijinsky'nin günlüğü'nü oku dedi.Oysaki o kitap benim ömrümün sonuna doğru okumayı planladığım kitaplardandı çünkü hissediyordum ölümüm elinden olucaktı. Allah kahretsin deyip aldım kitabı. Kitapçıda çalışan biricik platonik aşkım kitabı isteyince, gözlerini kocaman kocaman açıp "arkadaşınız bunu mu önerdi!?" dedi. Evet dedim. "Çok ağır bir kitap ama bu ruh haline" dedi, sanırım ölmemi istiyor dedim. Ciddi olduğumu anlamayıp güldü -ah şu saf insanlar!

Kitabı aldığım gibi asmalımescit'e koştum, dünyanın en güzel masasına oturum -nerde olduğunu söylemem!- Kaliforniya şarabı istiyorum dedim, şişe olsun lütfen dedim. Hemen getirip ilk kadehi doldurdular, kadeh bitmedikçe gelmemeleri gerektiğini bilen aklı başında insanlar olduklarından ben şişeyi ve kitabı bitirene kadar pek ortalarda görünmediler.

Uzun lafın kısası gözlerim doldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder